Baharat ve Ülkeler Tarihi

Başlangıçta baharat vardı…

Petrolden önce baharat vardı. Bugün bizlere saçma ve gülünç gelsede baharatın ortaçağdaki önemi yadsınamaz. 15. yüzyıl, tek bir karabiber çuvalının bir insan hayatından daha değerli olduğu, “spices” (baharat) kelimesinin nakit para anlamında kullanıldığı bir çağdı. Dünya tarihinin son 2200 yıllık döneminin 2000 yılı “baharat savaşları” ile geçti demek hiçte abartma sayılmamalıdır. M.S.1500’lere kadar Akdeniz, bu tarihten sonrada 18. yüzyılın sonuna kadarda Hint Okyanusu ve Atlantik Okyanusu baharat savaşlarının mücadele alanı oldu. Denizlere egemen olan baharata egemen oldu, baharata egemen olan kıtalara egemen oldu. Baharat savaşlarının sağladığı rantlar sanayi devriminin finansmanını oluşturdu. 18. ve 19. yüzyıllar ise sanayi devriminin ürünlerinin pazar savaşımları ile geçti. 20. yüzyıl baharattan sonra yeni bir stratejik ürünün, “petrol” ün sahneye çıktığı yüzyıl oldu. Petrol savaşları elan devam etmektedir.

BAHARATIN ORTAÇAĞDAKİ VALSİ

Ortaçağda, batının atasözlerinden “karabiber gibi aziz” sözü bile baharatın önemine işaret etmektedir. 15. Yüzyılda başlayan keşifler çağı kahramanlarının itici gücü baharat kaynağına sahip ülkeleri fethetmeyi çalışan tüccarlardı. Keşifler çağını başlatan düşünsel etkiler olsada maddi kazanç tutkusu yani harcanan parayı geri alabileceklerine dair projeleri olmasa bu işe girişmezlerdi. Ortaçağda batının tatsız tuzsuz yemeklerine lezzet veren baharat tutkusu, keşifler çağını başlatan ana etkendi. Evet bu nedenle keşiflerin başlangıcında doğunun baharatı vardı.

Roma İmparatorluğu doğuya doğru genişlerken doğunun acılı, yakıcı, sarhoş edici yada uyuşturucu maddelerini tanımış ve bunların tadına varmıştır. Damak tadını keşfeden Romalılar bu taddan vazgeçemez olmuştur artık… Avrupanın tatsız tuzsuz baharatsız mutfağı ortaçağın ortalarına kadar sürmüştür. Roma bu ürünü batıya aktardıkça batının yemekleri değişmeye başlamıştır. Batı baharat ve karabiberi Roma’dan miras almıştır. Yemek kitapları, her şeyin bu baharat çılgınlığının kapsamına girdiğini ve damak tadının değiştiğini göstermektedir. Bu damak tadına olan tutku batılıyı artık harekete geçirmiştir. Önlenemez bu tutku keşifler çağını başlatacak, keşifler Rönesansı ve Reformu yaratacaktır.

Batıda baharata ihtiyaç duyulan yer sadece mutfak değildir artık… Kadınların beğenilme tutkusu, doğunun güzel kokularına, şehvetli misk, tahrik edici amber, hoş kokulu gülyağına, süs eşyasına, değerli taşlara olan talebi sürekli artırır.

Mutfak ve kadınlardan sonra baharatın en önemli müşterisi Avrupanın binlerce kiliselerinin buhurdanlıklarında yakılan tütsüler için günlük ağacına ihitiyaç duyan Katolik Kilisesidir. Günlük ağacı Avrupa’da yetişmemektedir.

Baharatın bir diğer müşteriside eczacılardır. Doğunun bitkilerinin kokusu Avrupa’ya yayılmıştır. Bu koku artık hastalarıda iyileştirmeye başlamıştır. Baharatın adı ve tadı Avrupalıları hipnotize etmekte, ruhunu büyüleyip sarhoş etmektedir.

Baharat fiyatlarının seyrini anlatmaya gerek bile yoktur. Yükselen fiyatların grafiği ne papirüslere ne de parşömenlere sığmayacak hale gelmiştir. Baharat fiyatlarının ulaştığı boyutu anlatmak için Macellan’ın seferini hatırlamak gerekir. Dünyanın çevresini dolaşan ilk insan Macellan olmasada Macellan’la bu sefere çıkan ve zaferle dönen gemisi Victorya’nın 18 kişiyle dönen mürettebatının getirdiği 35 ton baharatın bu seyahatın bütün finasmanını karşıladığı gibi beşyüz altın dukada net kar bırakır. Bu seyahate çıkmadan önce 5 geminin masrafları ve mürettebat için harcanan para 8 milyon maverdidir.

Ortaçağ Avrupasındaki değerini anlatmak için günümüzde evlerde, lokantalarda çok kolaylıkla bulunan ve kullanılan baharatın 1000’li yılların başında tane tane sayıldığını ve özellikle karabiberin ağırlığının neredeyse gümüşün değerine eşit olduğunu söyleyebiliriz. Ortaçağda bazı devletler ve kentler hesaplarını karabiber sanki değerli bir madenmiş gibi ona göre yapıyorlardı. Yurttaşlık hakları, drahoma ödemeleri, arsa ve arazi alımları, gümrük vergileri karabiberle ödeniyordu. Ortaçağda bir insanın zenginliğini belirtmek için karabiber çuvalı bir değer ifadesi olarak kullanılıyordu. Baharatlar sarraf ve eczacı tartılarında tartılıyor, tartma esnasında ise önce küçük bir tanenin bile zayi olmaması için pencereler ve kapılar kapatılıyordu.

BAHARATIN TARİHSEL SEYRÜ SEFERİ

Baharatın Hind’den batıya yolculuğu ortaçağlar boyunca meşakkatlidir. M.Ö. 200’lü yıllara kadar baharat Çin’den Hindistan’dan Roma İmparatorluğuna “Semerkant Altın Yolu” diye bilinen yoldan gelirdi. M.S. 1200’lü yıllara kadar ise önce Roma İmparatorluğunun sonrada Bizans İmparatorluğunun kontrolünde devam eden bir ticaretti. M.S. 1200’lerden sonra Akdeniz’de Venedik Cumhuriyetinin tekeline geçen baharat ticareti 1498’lere kadar devam eden bir ticaretti.

BAHARATIN ORTAÇAĞLARDAKİ SEYRÜ SEFERİ

Hindistan’dan yada Hind adalarından (Sri lanka, Endonezya, Malezya), Çin’den müslüman tüccarların satın aldığı baharat küçük bir yelkenli kayığıyla 8-10 gün kürek salladıktan sonra Singapur civarlarındaki Malakka’ya gelir. Buradan sonra doğa koşullarına, korsanlara karşı verilen ve aylarca süren meşakkatli yolculuklardan sonra Cambagda açıklarından geçipte birinci rota ile Aden’e böylece Kızıl Deniz, Babül-Mendep, Süveyş, Kahire’den İskenderiye’ye Mısır kapılarına, ikinci rota ile Hürmüz Boğazından geçerek Basra Körfezine ve böylece Şattül-Arap’ta Basra’ya ulaşır. Bu limanlardan deve kervanlarına yüklenen baharatın meşakkatli yolculuğu bitmemiştir. Denizdeki gemilerden indirilen baharatın “dört bacaklı gemilerle” kum denizindeki yolculuğu başlamıştır. Baharatın çöldeki bu uzun ve yavaş yolculuğuda doğa koşullarının yanında çölün korsanları bedeviler tarafından tehdid altındadır. Kum fırtınaları, çöl korsanlarını aşmayı başaran kervan bu seferde Cidde üzerinden İskenderiye’ye (Mısır) gideken Hicaz emirlerinin, Basra, Bağdat ve Şam üzerinden Beyrut ve Trablusşam’a giderken de Suriye Sultanlarının çuval başına vergisi ile karşılaşır. Son olarakta Nil’in İskenderiye yakınlarındaki ağzına vardığında ise baharat kervanını önce Mısır Memlük Sultanlığı vergi memurları bekler. Mısır Memlük Sultanlığı hem satandan hem alandan %5 vergisini tahsil ederek (altın yada gümüşle) hazinesine yüksek gelirler sağlamaktadır. Baharat kervanını bekleyen ikinci müşteri Venedik Filosudur. Akdeniz’de baharat tekelini elinde bulunduran Venedik, İskenderiye’den yüklediği baharatı batının ilk kapısı Rialto’ya (Venedik) müzadeyeye götürür. Müzayede de baharatı alan Alman, İngiliz yada Flandre’lı (flaman) tüccarların geniş tekerlekli arabaya yüklediği baharat, Alp’leri yine meşakkatli bir yolculukla geçtikten sonra Avrupalı aktarla, sonrada tüketiciyle buluşacaktır. Tropik güneşi, çölün kum fırtınalarını, Akdenizi ve Alp’leri ortalama iki yılda geçen baharat en az 12 el değiştirdikten sonra Venedik’in eline geçen karlarla Venedik Saraylarını, Fugger’lerin, Wesser’lerin eline geçenlerle Flandre’ın saraylarını ortaya çıkaracaktır.

Ortaçağ ticaretinin birinci kalemi baharattı ve sonuna kadarda bu ticaret içindeki ilk sırayı işgal etmekten hiç geri kalmadı. Baharat yalnızca Venedik’in değil Akdenizdeki bütün büyük limanların zenginliğinin yaratıcısıydı. Hem kolay taşınması hem de yüksek fiyat sağlaması baharata üstünlük sağlıyordu. Böylece ortaçağ ticareti bir lüks mallar ticareti, yani görece az masrafla büyük karlar getiren bir ticaret olarak başladı ve bu özelliğini bütün ortaçağ sonuna kadar korudu.

KEŞİFLER ÇAĞINDA DEĞİŞEN SEYRÜ SEFER

Büyük deniz keşifleri ile Afrikanın güneyinden dolaşarak başlayan 1500’lerdeki Portekizlilerin deniz seferleri hem Venedik ve hemde Memlük Mısır Sultanlığını sarsacak bir gelişme yarattı. 15. ve 17. yüzyılları arasındaki 200 yıllık dönemde baharat ticareti önce Portekiz’in eline geçtiysede bu uzun sürmedi. Önce İspanya, daha sonrada Hollanda’nın eline geçen baharat ticareti İngiltere’nin egemenliği ile sona erdi. Fransa bu süreçte etkin bir rol oynayamadı.

BAHARATIN SON SÖZÜ

Baharat alfabelerdeki harflere sesini verdi, tarihin devinimi sağladı ve keşifler çağını, rönesansı ve sanayi devrimini başlattı. Yerini sanayi devrimi ile kaybetti ve tahtına petrol oturdu. Ancak baharat, adını aldığı ülkenin adını ve kaynaklarını batıya götürürken geriye “Hindistan” ‘ı miras bıraktı.

Fehmi Dinçer

Ankara 2007

Kaynaklar:

Marc Bloch, Feodal Toplum, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 1985.

Henri Pirenne, Hz. Muhammet ve Charlemagne, İmge Yayınları, Ankara, 2005.

Henri Pirenne, Ortaçağ Avrupa’sının Ekonomik ve Sosyal Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul,2007.

Fernand Braudel, Maddi Uygarlık (Gündelik Hayatın Yapıları), İmge Yayınları, Ankara, 2004.

Stefan Zweig, Macellan, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2002.

Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. Dergisi: 50.Sayı

http://www.tkb.com.tr/data/file/kalkinma_dergisi/50_dergi.pdf (52, 53 ve 54. sayfalar)